BÜLENT ÇAKIRLI : COMPUTER’LARIN EFENDİSİ

Adı Bülent Çakırlı. 47 yaşında. Tekirdağ'da yaşıyor. Anne ve babasının ölümünden sonra hayata yalnız başına devam etti. Film gibi bir yaşamı var.

 

DÜNYA 3 KEZ BATTI VE KURULDU

Adı Bülent Çakırlı. 47 yaşında. Tekirdağ‘da yaşıyor. Anne ve babasının ölümünden sonra hayata yalnız başına devam etti. Film gibi bir yaşamı var. İnsanlarda bulamadığı sevgiyi sokak köpeklerinde buldu. O bir bilgisayar uzmanı. Çevresi O’na ‘Computer’ların Efendisi’ diyor.

Derin bir yapısı var. Dini vecibelerin bir çoğunu yerine getirmemesine karşın kendisinin dünya dışı manevi güçlerin koruması altında olduğunu iddia ediyor.

Bugün ki yazı konumuz bugüne kadar yazdıklarımızdan oldukça farklı. İçiyle dışıyla farklı bir insan portresi sunuyoruz sizlere.

ALMANYA’DA DOĞDU TÜRKİYE’YE AŞIK YAŞIYOR

Almanya‘da doğdu. Otomotiv sektöründe çalışan bir anne ile babanın üçüncü ve son oğlu. Almanya’da ilkokulu üçüncü sınıfa kadar okudu. 10 yaşındayken ailesinin aldığı bir kararla annesi Necmiye hanımla Türkiye‘ye geldi.

Bir süre İstanbul‘un Şişli ilçesinin Kurtuluş semtinde yaşayan anneannesinin yanında kaldılar. Daha sonra Şişli‘de Hanımefendi Sokak‘ta bir ev satın alıp yaşamaya başladılar.

Bülent, Almanya’da yarım kalan eğitimini Şişli Talatpaşa İlköğretim Okulu‘nda tamamladı. Fakat ne acıdır ki, ilkokuldan sonra eğitime devam etmek istemedi. Çünkü Almanya‘dan gelmiş olmasından kaynaklanan nedenle Çakırlı‘nın okuma bozukluğu vardı. Bu da O’na okul hayatında büyük sıkıntı veriyordu.

Bülent‘le annesinin yurda gelmelerinden 10 yıl sonra baba Mustafa Bey‘de kesin dönüş yapıp eşi ve çocuklarıyla bir araya geldikten sonra O’nu bir elektronikçinin yanında işe verdi. İşte bugün sahibi olduğu dijitalde ki başarıya giden yolun kapısı elektronikle aralanmış oldu.

BAŞARISINI MANEVİ GÜÇLERE BAĞLIYOR

Yaşam felsefesi herkesten farklı bir insan Bülent. Biliyorum şu yazacağım cümle sizi şaşırtacak ama yazmak zorundayım. Herne kadar kendisi kabul etmese de yakın çevresinin Computer’ların efendisi olarak tanımladığı bu insan, mesleğinde sahibi olduğu başarıyı aklının ve zekasının yanında kendisini yaşamın her evresinde yönlendirdiklerine inandığı farklı güçlere bağlıyor.

Bülent şimdi Trakya‘da ki bölgesel bir televizyonun yayın bilgisayarlarının başındaki bir isim. Kendisini Computer’ların Efendisi yapansa televizyon öncesi çalıştığı internet cafeler olmuş.

Televizyon yayıncılığında bilgisayarların ne denli önemli olduğunu bilmeyen yoktur. Hayatımızın her noktasında varolan bilgisayarlar, özellikle televizyon yayıncılığında ortaya koydukları işlevle diğer sektörlere oranla hep bir tık daha üsttedir. Günümüz teknolojisi ‘Bilgisayarsız televizyon, televizyonsuz bilgisayar olmaz.’ dedirtiyor. Aksini de düşünen yok zaten.

Buraya kadar yazdıklarımdan bir şeyleri anlatmaya çalıştım ama bir o kadar anlatamadığımın da farkındayım.

Bundan sonrasını Bülent Çakırlı ile yapacağım sohbette benim O’na soracağım, O’nun da sizler adına bana vereceği cevaplara bırakıyorum :

“- Ben seni tanıyorum. Bir de seni okurlarımız senin ağzından tanısın”

“- Ben Bülent. Almanya’da doğdum, Türkiye’de yaşıyorum.”

“- Almanya’yı mı seviyorsun Türkiye’yi mi?”

“- Dünyayı seviyorum”

“- Neden Almanya neden Türkiye değil de neden Dünya?”

“- Bu soruyu sormana çok teşekkür ederim. Ben dünyanın Almanya’ymış, Türkiye’ymiş veya ABD veya başka bir ülke, için yaratıldığını düşünmüyorum. Bu dünyayı Allah hepimiz için yarattı. Ve dünyayı yaratırken ne ülkeleri nede onların sınırları yarattı. Bu şekilde düşündüğüm için bana nerelisin diye sorulduğunda genellikle ‘Dünyalıyım’ diyorum”

“- Herkesten farklı bir yapın var. İnsansın ama bir o kadarda değilmişsin gibi bir his uyandırıyorsun. Kendini tanımlar mısın?”

“- Böyle bir hissi neden uyandırdığımı tahmin ediyorum. Ben çocukken bedenimin sınırlarını fark ettim. Sanki daha büyük bir şeyden bu sınırlı vücuda hapsolmuş gibi hissediyordum. Muhtemelen sebebi budur”

“- Yani sen daha geniş ve büyüksün ancak içinde bulunduğun beden sana yetersiz mi geliyor?”

“- Çocukken evet. Yaşıtlarım kabına sığmayan birer afacanken, ben bedenimde kendini rahat hissedemeyen ve onun bana dar geldiğini düşünen çocuktum”

“- Peki bunun yanında kendinde başkaca farklılıklar gözlemledin mi?”

“- Düşünce yapımın diğer insanlardan daha farklı çalıştığını fark ettim”

“- Nasıl yani?”

“- Bütün herkes at gözlükleriyle hayata bakarken ben uzaktan ama 360 derece görüyordum hayatı ve dünyayı. Bir örnek vermek gerekirse; Bir süre önce evsiz kalmıştım. O gün çok üzgündüm ve ağlıyordum. Sahile gittim bir banka oturdum. Kendime sordum; ‘Bir ev ne ki? Küçük dört duvardan oluşan bir ortam. Peki bir köşk ne? Evden biraz daha büyük dört duvar bir ortam. Bir saray ne? Oda evden ve köşkten daha büyük bir yapı ve ortam. O an içimdeki ses devreye girdi ve bana ‘Dünya ne ?’ diye sordu ve devam etti, “Peki dünya ne? Oda çok büyük bir ortam ama dört duvarı olmayan. İçimdeki ses konuşmasını şöyle tamamladı, “Sana ben dünyayı vermekle sadece evin köşkün değil sarayında en büyüğünü verdim”. Dünyada var olan herşey senin için yaratıldı. Ağaçlar, sular, kuşlar. Senin için derken de benim şahsımda tüm insanlığı kastetti. Ondan sonra üzüntüm geçti, gözyaşım dindi ve sokakta kalmanın bir zorluk değil bir lütuf olduğunu kabullendim.”

“- Derin bir yanın olduğunu bilen en yakınındaki insanlardanım. Buraya kadar anlattıkların çok önemli şeyler. Peki hiçbir eğitim almadan bugün bilgisayarlara efendi olmuş bir insansın. Bunu nasıl açıklayacaksın?”

“- Demiştim ya az önce, ben çocukken kendimi farklı hissediyordum diye. O zamanki düşünce yapılarımdan bir tanesi de şuydu: Bir insan bilgisayar gibidir. Bilgisayara ne kadar veri yüklersen o kadar çok bilgiye sahip olur. Ve bilgi de eşittir zeka.”

“- Peki bilgisayarların efendisi olmayı nasıl açıklayacaksın?”

“- Ben onların efendisi değilim onlar ben dahil bütün insanlığın efendisi.”

“- Nasıl yani?”

“- Bilgisayarlar yalan söylemez ve yalan bilgide almaz. Kullanıcıları onu yanlış kullanmadığı sürece. Bilgisayarlardan örnek vermek gerekirse, Sadece işletim sisteminin ismini söyleyerek geçiştireyim konuyu; Android işletim sistemleri; Yani cep telefonları. Bunlara virüs bulaştığında ufak bir düzeltme yapayım bu konuda, virüs derken trojenleri kast ediyorum. Bunlar uygulamanın içindeki listede isimsiz ve resimsiz olarak görünür. Bunu da oradan sildiğinizde cep telefonunuz eski haline gelir. Dürüstçe yapılmış bir işletim sisteminde hiçbir hata olmaz. Yeter ki bilgisayarın dilinden anlayın”

“- Gelelim dünyanın bundan önce geçirdiği üç kıyamet olayı ile ilgili senin yaptığın araştırma ve çalışmalara. Ben senin teori ve iddialarını yakından bilen insanım. Bunu bir de okurlarımıza anlatır mısın? İnsanlık dünya ile ilgili ilk kıyametini beklerken, sen dünyanın daha önce 65’er milyon arayla üç kıyamet yaşadığını iddia ediyorsun. Nerden çıktı bu?”

“- Bunlar yaptığım bazı araştırmalar sonunda ortaya çıktı. Bilim dünyası dünyanın bundan önce iki kıyamet geçirdiğini öne sürse de ben dünyanın üç kıyamet yaşadığını iddia ediyorum.”

“- Neden onlar 2 derken, sen 3 kıyamet diyorsun?”

“- Dünyanın ilk kıyameti Nuh tufanıdır. Kur’anı Kerim’de de açıkça yazıyor”

“- Peki aynı kutsal kitap neden ikinci ve üçüncü kıyametlerden söz etmiyor?”

“- Bu soruyu sorduğun için seni tebrik ediyorum. Kur’an-ı Kerim dünyanın yuvarlak olduğu yazıyor. Fakat buna o yıllarda kimse inanmadı. Ta ki Kristof Kolomb bunu ispatlayana kadar. İspatladıktan sonra da bütün Müslüman camiası ‘- Haaa bu Kur’an da yazıyormuş’ dediler. Nuh sonrası yaşanan iki büyük kıyamette belki Kur’an da var ama biz onu daha deşifre edemedik diyorum.”

“- Peki iki ve üçüncü kıyametten söz eder misin?”

“- İkinci tufan şöyle oldu. İnsanlar birbirleriyle savaştılar. Fakat o zaman ki teknoloji çok yüksekti veya telekinetik güçlerimiz daha kuvvetliydi. Bununla ilgili çok fazla detay veremeyeceğim ama o dönemlerde o günün canlıları aya çoktan ayak basmıştı. Sözünü ettiğim o savaşta ay ile dünya arasında geçti. Bunun izleri ayda mevcut.”

“- Peki üçüncü ve son tufan dersem, ne diyeceksin?”

“- Bu dünyanın bütün düzenini değiştiren tek tufandı. Oluş biçiminden bahsetmek gerekirse dünyaya bir astroid çarpıyor ve dünyanın kendi ekseninde ki dönüş hızını değiştirerek bugünkü kullandığımız saat ve tarih birimine getiriyor. Ve aynı zamanda o dönemde ki üstün ırk olan dinozorları yok ediyor. Bunların üçünü de daha detaylı bir biçimde yakında faaliyete geçireceğim Youtube televizyonumda açıklayacağım.”

“- Peki bunların dışında başka akıl karıştıracak ne teorilerin var?”

“- Çok yakında gelecekten geçmişe bir zaman yolcusunun hikayesini anlatacağım. Bu kişinin nasıl tanrı olduğunu ve o dönemde insanların savaşarak birbirini yok etmek üzereyken o varlığın nasıl tanrılaşıp bir yok oluşun önüne geçtiğini anlatacağım. Bu tanrı kim diye merak ediyorsanız şayet; hemen söyleyeyim, Mısır Tanrısı RA”

Evet sevgili okurlar. Bu söyleşi dünyaya gelmiş ama bir dünyalı olduğundan endişe duyulan bir varlığın öyküsüydü. Adı Bülent Çakırlı. Hayatını dünyanın derinliklerini araştırmaya vakfetmiş bir canlı. Eğer Hollywood sineması bu adamı tanısaydı dünya ile ilgili bugüne kadar gerçekleştirdiği projelerine noktayı koyar, daha farklı ve somut film projeleriyle insanlığın huzuruna gelirdi.

İlkokul mezunu olmasına karşın Bülent bunları nereden biliyor sorusuna ise benim verebileceğim kişisel cevap şu. Bülent bu iddialarıyla ilgili bilgileri yaşadığı dünyanın herhangi bir yerinden değil, gezegenin milyonlarca ışık yılı uzağında olan ama gözü kulağı devamlı dünya üzerinde olan X bir yerden alıyor. Bunu da bir tek kendisi biliyor, bense sadece yakın bir tanığıyım olayların. Bülent düne, bugüne ve yarına ait çok şey biliyor. Ama kendisine verilen iznin sınırı bu kadar. Bundan fazlasını konuşamıyor.