Pandemi ve aşı kaygısı milliyetçiliği arttırdı! Aşı ulaşımı krize dönüşecek mi? | Süper Kulüp HaberleriSüper Kulüp Haberleri

21 Nisan 2021 - 10:12

Pandemi ve aşı kaygısı milliyetçiliği arttırdı! Aşı ulaşımı krize dönüşecek mi?

Kovid-19 salgınıyla birlikte küresel dayanışma örneği sergilenirken, sıra aşıya erişime gelince milliyetçiliğin ön plana çıktığını belirten Prof. Dr. Nilüfer Narlı, dünyadaki ekonomik krizin de bunda etken olduğunu söyledi

Pandemi ve aşı kaygısı milliyetçiliği arttırdı! Aşı ulaşımı krize dönüşecek mi?
Son Güncelleme :

31 Mart 2021 - 20:23

Dünyanın 1 yıldan fazladır savaştığı yeni tip korona virüs (Kovid-19) salgınından çıkış umudu olan aşılar henüz yeni üretim aşamasında olduğundan belirli sayıda üretiliyor. Dünyada pek çok ülke 3 aydır piyasada olan aşılardan tek doza dahi ulaşamadı.

Aşıya erişim sorununun büyümesi, “aşı milliyetçiliği” tartışmalarını alevlendirdi.

Dünya nüfusunun yüzde 16’sını oluşturan zengin ülkeler, aralarında Pfizer/BionTech, Coronavac ve Oxford/AstraZeneca’nın da bulunduğu aşıların yüzde 60’ını şimdiden satın aldı.

Büyük ülkeler aşılamanın yanında stok da yaparken, diğer tarafta 100’ü aşkın ülkede henüz ilk doz bile yapılamadı.

Aşıların tüm insanlara ulaşmasını sağlamak için Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından oluşturulan COVAX planı, düşük gelirli ülkelerin nüfusunun yüzde 20’sini aşılamaya yetecek kadarını bile satın almakta zorlanıyor.

AB, AŞI MİLLİYETÇİLİĞİNİN ODAĞINDA

Avrupa Birliği (AB) de “aşı milliyetçiliği” tartışmalarının odağında yer alıyor. Aybaşında AB’ye yöneltilen “aşı milliyetçiliği” suçlamalarını reddeden Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel, birliğin aşı ihracatı konusunda katı yasaklarının bulunmadığını söylemişti. Michel, aşıyı propaganda amacı olarak kullanmayacaklarını da belirtmişti.

Geçen gün açıklama yapan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, AB’nin her an birlik dışına aşı satışına sınırlama ve hatta yasak getirebileceği ihtimaline değinerek, “En büyük korkum bu aşı milliyetçiliği ve yasak gelmesi” ifadelerini kullanmıştı.

İndependent Türkçe’den Lale Elmacıoğlu haberine göre, artan aşı milliyetçiliği ve bu durumun nelere yol açabileceği konusunda Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nilüfer Narlı, pandemiyle birlikte vatandaşların ulus devletlerden hem mallarını ve canlarını korumasını hem de Kovid-19’la mücadelede gerekli sağlık hizmetlerinin verilmesini beklediğini söyledi.

Vatandaşın devletten beklentisinde artış var. Kovid dönemindeki ekonomik kayıplarının giderilmesi konusunda beklenti sürüyor.

Narlı, salgınla mücadelede bilinen en etkili yöntem olan aşı konusunda ise şu yorumu yaptı:

Hem aşı milliyetçiliği hem de aşının üretilmesi ve dağıtılması konusunda uluslararası dayanışma gözlemliyoruz. Donald Trump’ın ‘America First’ yaklaşımıyla, önce ABD sonra diğer ülkelere sıra geleceği düşüncesinin devamını Joe Biden’da da görüyoruz. Her ulus devlet, aşıyı kendi ulusuna ulaştırmak istiyor. Rusya ise aşı teknolojisini başka ülkelerle paylaştı. Ancak bazı ülkeler, aşı teknolojisini paylaşmıyor çünkü şirketler büyük kâr elde etmek istiyor. Uluslararası işbirliğini vurgulayanlar kadar, kendi ülkesinin insanlarının aşıya ulaşımına öncelik verenler var. Küresel bir dünyada yaşadığımızı unutmayalım. Kovid’e rağmen seyahatler devam ediyor, malların küresel dolaşımı sürüyor ve sorunlara küresel çözümler gerekiyor. Bazı liderler küresel çözümün önceliğini görmek istiyor.

“KOVİD’LE BİRLİKTE MİLLİYETÇİ REFLEKSLER GÜÇLENDİ”

Salgınla birlikte milliyetçiliğin bulunduğu ülkelerde bu refleksin güçlendiğini ifade eden Nilüfer Narlı, ulus devletlerin biraz daha içe kapandığını, ekonomik krizin baş göstermesiyle bireylerin kendi ülkelerindeki yabancıları tehdit olarak görme eğiliminin arttığını söyledi.

Ekonomik kriz nedeniyle yabancılar tehdit olarak görülüyor, kıt kaynaklar artıyor ve bunun için mücadele artınca, aşırı ideolojilere eğilim yükseliyor.

Narlı, fiziksel olarak bir araya gelinmese de dijital ortamda görüşüldüğünü, küresel dayanışma networklerinin geliştiğinin görüldüğünü belirterek, birçok müze, kütüphane, opera ve benzeri yerlerin arşivlerini herkese açık hale getirmesini örnek gösterdi.

Prof. Dr. Narlı, “’Ben yalnız değilim, birçok insanla aynı sorunu paylaşıyorum, bu sorunun çözümü için işbirliği yapacağız’ diye düşünenler, kültürel birlik düşüncesi geliştirerek, ölümcül mesajlarla daha iyi baş edebiliyorlar. Terror Management Theory’deki gibi, yoğun ölümle ilgili mesajlar aldığınız zaman, dehşete kapılırsınız. Önce inkâr eder, sonra kültürel birlik, dayanışma networkü oluşturursunuz” diyerek, Birleşik Krallık örneğini verdi.

Burada devletten beklentilerin oluştuğunu, diğer taraftan ise yerel ve küresel networklerin öneminin de ortaya çıktığını belirten Sosyolog Narlı, “Ben yalnız değilim, hepimiz aynı gemideyiz” duygusunun da yoğun ölümcül mesajlarla mücadele için yararlı olduğu yorumunu yaparken, pek çok bireyin salgın sırasında hastalanma ya da bir yakınının ölmesi gibi benzer sıkıntılarla karşılaşmasına vurgu yaptı.

“ONLİNE EĞİTİM VE AŞIYA ULAŞIMDAKİ GİBİ, YENİ TİP EŞİTSİZLİKLER DOĞUYOR”

Z kuşağında “tek dünya” görüşünün hakim olduğunu dile getiren Nilüfer Narlı, bu neslin kendisini dünya vatandaşı olarak tanımladığını savundu:

Milliyetçi refleksler güçleniyor fakat Z kuşağı ağırlıklı olarak kendini dünya vatandaşı olarak görme eğilimde. Dünya genelinde hükümetler ile Z kuşağının beklentisi çakışıyor.

Kovid-19’la birlikte yeni tip eşitsizliklerin ortaya çıktığını belirterek, bunlardan bazılarının daha da derinleşeceğini dile getiren Prof. Dr. Narlı, dijital eşitsizlik örneğini verdi.

“Online eğitim ve aşıya ulaşımdaki gibi, yeni tip eşitsizlikler doğuyor” diyen Narlı, “Zengin, refah düzeyi yüksek ülkeler, aşıya çok daha yüksek bütçe ayırdılar. Aşılamasını tamamlayıp, normalleşen İsrail, en güzel örnek” yorumunu yaptı.

“KOVİD-19’LA BİRLİKTE ORTAYA ÇIKAN YENİ TİP EŞİTSİZLİKLERDEN BAZILARI DERİNLEŞECEK”

Aşıya ulaşıma bakıldığında ülkelerin gelir düzeyi, kalkınmışlık, teknolojik ve inovasyon birikimlerinin önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Nilüfer Narlı, zengin ülkelerin aşıya belirli bütçe ayırırken, bazılarının hiç ulaşamadığına değindi. Pek çok ülkede aşının üretimi ve dağıtımında yaşanan planlama sorunlarına da değinen Narlı, bu süreçte gerek bireylerin gerek ise kurumların dayanıklılıklarını artırmasının önem kazandığını söyledi.

“BELİRSİZLİKLER DAHA DA ARTABİLİR, DAYANIKLILIK VE ESNEKLİK ÖNEM KAZANIYOR”

Nilüfer Narlı, “Kovid-19’a karşı psikolojik dayanıklılığı güçlendirmek için kurumların da dayanıklılıklarını artırması, gerekirse daha esnek yapı oluşturulması, salgınla mücadelede daha iyi strateji geliştirmesini sağlayabiliyor” ifadelerini kullandı.

Kriz anlarında katı sistemlerin kırıldığını, esnek yapıların ise hızla strateji değiştirerek bu tür krizlere daha dayanıklı olabildiğini belirten Narlı, böylelikle zorlu dönemin üstesinden daha kolay gelindiğini dile getirdi.

Önümüzdeki döneme ilişkin görüşlerini de sorduğumuz Prof. Dr. Narlı, 21. yüzyıla girerken parametrelerin sayısının artacağı gerekçesiyle bireylerin belirsizliğe hazırlıklı olmaları uyarısını yaptıklarını hatırlatarak, Kovid-19’la birlikte yeni belirsizliklerin başladığını belirtti ve ekledi:

Bu (belirsizlikler) daha da artabilir. Bireysel ve kurumsal düzeyde, dayanıklılık inşası çok daha fazla önem kazanacak.