"Zekâ, sadece IQ puanları ya da akademik başarılarla ölçülmez; çoğu zaman bireyin günlük yaşantısında sergilediği alışkanlıklar ve davranışlarla da kendini belli eder. Pek çok zeki kişi, onları kalabalıktan ayıran özgün özellikler taşır."

"Başta garip ya da alışılmadık görünebilen bu alışkanlıklar, aslında bireylerin düşünme tarzı, çalışma disiplini ve başarıya ulaşma biçimlerinde kritik bir etkiye sahip. İşte entelektüel kapasitesi yüksek kişilerde sıkça gözlemlenen dört belirgin alışkanlık…"

TUTKULARINA DERİNDEN BAĞLIDIRLAR
Toplumda sıkça dehanın bir anda parlayan bir fikirle ya da "Evraka!" anıyla ortaya çıktığına inanılır. Ancak deha üzerine çalışan tarihçi ve uzman Craig Wright’a göre bu yaygın kanı gerçeği yansıtmaz. Wright, üstün zekânın genellikle uzun soluklu ve yoğun bir zihinsel çabanın ürünü olduğunu vurguluyor. Ona göre gerçek deha; derin bir tutkuyla, hatta kimi zaman saplantıya varan bir bağlılıkla şekillenen sürekli bir odaklanmanın sonucudur.

Belirli bir alana ya da yeteneğe derin bir tutku besleyen insanları göz önüne alalım. Bu, sıradan bir meraktan öte bir bağlılıktır; bu kişiler, kendilerini geliştirmek için saatlerce çalışmaktan kaçınmaz ve çoğu zaman geleneksel sınırların çok ötesine geçerler.

İşte bu yoğun adanmışlık, çoğu zaman devrim niteliğinde fikirlerin veya yeniliklerin temelini oluşturur. Pek çok sıra dışı zihin, tam anlamıyla ustalaşana dek çoğunlukla tek bir konuya odaklanmayı tercih eder—bunun altında yatan neden de tam olarak budur.

Wright bu yaklaşımı, tilki ve kirpi metaforuyla anlatıyor:

Tilki birçok şeyi bilirken, kirpi yalnızca bir şeyi ama en iyi şekilde bilir. Gerçek dahiler de çoğu zaman bu 'kirpi' yaklaşımını benimseyerek tek bir alanda derinleşir ve bu sayede dönüştürücü işler ortaya koyarlar.

TIRNAK YEME EĞİLİMİ GÖSTEREBİLİRLER
Tırnak yemek (onikofaji) ilk bakışta sadece sinirsel bir alışkanlık gibi görünebilir. Ancak araştırmalara göre bu davranış, yalnızca stres veya sıkıntıdan değil, aynı zamanda mükemmeliyetçiliğe dayalı derin bir içsel gerilimden de kaynaklanabiliyor.

Bilişsel gelişim uzmanı Sylvia Sastre-Riba'nın katkılarıyla gerçekleştirilen psikolojik çalışmalar, tırnak yeme alışkanlığının çoğunlukla kaygı ve mükemmeliyetçilikle ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır.

ek çok yüksek zekaya sahip kişi için, yaptıkları işleri mükemmel yapma zorunluluğu, bu tür davranışların ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Bu durum, zihinsel stresi yönetmenin ve dikkatlerini korumanın bir yöntemi olarak görülebilir.

Dışarıdan bakıldığında zararsız gibi görünen bu davranış, aslında bu kişilerin odaklanmasını kolaylaştıran ve karmaşık düşünceleri çözmelerine destek olan bir rahatlama yöntemi olabiliyor. Mükemmeliyetçilik, olumsuz etkilerine rağmen, birçok kez büyük başarıların temelinde yatan motivasyon kaynağı olabiliyor.

TEK BAŞINA ÇALIŞMAYI TERCİH EDERLER
Zeki bireylerin bir diğer belirgin özelliği ise genellikle yalnız çalışmayı tercih etmeleridir. İsveç'teki Karolinska Enstitüsü gibi araştırma merkezlerinde yapılan çalışmalar, yüksek zekaya sahip kişilerin yüksek sesler, parlak ışıklar ve kalabalık ortamlar gibi dış uyaranlara karşı daha hassas olduklarını ortaya koymaktadır.

Bu güçlü hassasiyet, dikkat dağıtıcı faktörlerin yoğun olduğu ortamlarda verimli çalışmayı güçleştirebiliyor.

Zeki bireyler, düşüncelerini yoğun şekilde odaklayabilecekleri sessiz ve düzenli ortamları tercih ederek daha iyi performans sergiliyorlar. Yalnız çalışmayı seçmeleri, sosyal becerilerinin zayıf olmasından değil; derin düşünceye olan ihtiyaçlarından kaynaklanıyor. İzolasyon, bilgiyi daha kapsamlı şekilde değerlendirmelerine ve karmaşık problemlere yaratıcı çözümler geliştirmelerine olanak sağlıyor.

KENDİLERİYLE KONUŞMA ALIŞKANLIĞI
Kendi kendine konuşmanın akıl hastalığı belirtisi olduğu düşüncesi yaygın olsa da, birçok yüksek zekâ sahibi için bu durum tamamen farklı bir anlam taşıyor.

Aslında, kendi kendine konuşmak hafızayı güçlendiren, düşünce süreçlerini destekleyen ve problem çözme yeteneğini artıran yaygın ve olumlu bir alışkanlıktır. Albert Einstein’ın karmaşık denklemler üzerinde çalışırken yüksek sesle konuştuğu bilinir; bu tür davranışlar sadece ona özgü değildir, pek çok dahi tarafından da benimsenmiştir.

Wisconsin ve Pennsylvania üniversitelerinde gerçekleştirilen araştırmalar, kendi kendine konuşmanın bireylerin düşüncelerini organize etmelerine, hafızalarını kuvvetlendirmelerine ve amaçlarını daha belirgin hale getirmelerine katkı sağladığını ortaya koymaktadır.

Bu, rastgele yapılan bir konuşma değil; bireylerin bilgiyi daha iyi anlamalarına destek olan ve özgüvenlerini güçlendirebilen önemli bir içsel diyalogdur. Birçok kişi, düşüncelerini sağlamlaştırmak, odaklanmayı artırmak ve motivasyonlarını sürdürmek amacıyla bu yönteme başvuruyor.

Bu davranışlar (yoğun odaklanma, mükemmeliyetçilik, yalnız çalışmayı tercih etme ve kendi kendine konuşma) bazıları için sıra dışı görünebilir; ancak yüksek zekâ ve entelektüel kapasiteye sahip bireylerde yaygın olarak rastlanır. Bu alışkanlıklar, rastgele tepkiler olmaktan çok, düşünce süreçlerini destekleyen, öğrenmeyi kolaylaştıran ve üretkenliği artıran bilinçli stratejiler olarak değerlendirilebilir.

Bir sonraki sefer tırnak yiyen birine rastladığınızda ya da kendinizi bir sorunu yüksek sesle dile getirirken fark ettiğinizde, aslında bir dahinin düşünce sürecine tanıklık ediyor olabilirsiniz!