Bugün… biraz nefes almak için çıktım ofisimin bahçesine. Her şey olağan gibiydi. Rüzgâr hafif, çiçekler dingin, ben biraz suskundu. Ama sonra gözüm, papatyanın üzerine konmuş o kelebeğe takıldı. İncecik kanatlarıyla dünyanın bütün ağırlığını unutmuş gibiydi. O küçücük bedende bir zarafet, bir direnç, bir anlam vardı. Elimdeki telefonla birkaç kare çektim ama asıl görüntü, yüreğime kazındı.
Durup uzun uzun izledim. Sadece bir kelebek değildi o. Belki bir tesadüf, belki de bir işaret… Çünkü bir süredir ben de o kelebek gibiydim: Sessizdim, narindim, ama hayatta kalmak için çırpınıyordum. Birilerine anlatamadığım yüklerim, geceleri uykusuz bırakan düşüncelerim, içimde sessizce büyüyen yaralarım vardı. Ama kimse bilmiyordu. Kimse bakmıyordu. Herkes geçip gidiyordu.
Oysa kelebek öyle yapmadı. Kondu. Kaldı. Tüm sadeliğiyle varlığını sundu. “Buradayım” dedi, belki de "sen de varsın" demek ister gibi. Ve işte o an… içim de bir şey çözüldü. Belki gözyaşı olmadı ama ruhumun içinde uzun süredir taş gibi duran bir şey, yerinden oynadı.
Düşündüm. Bu kelebek bir ömrü bir gün kadar yaşıyor. Ama o bir günde; bir çiçeğe konuyor, rüzgâra kanat veriyor, belki bir göz tarafından fark ediliyor… Ve sonra sessizce çekiliyor hayattan. Ne geçmişin yüküyle eziliyor, ne geleceğin korkusuyla yutuluyor. O sadece “an”da… sadece “şimdi”de…
Ben ise… ne çok kalmışım dünlerde. Ne çok beklemişim bazı sözleri, bazı insanları, bazı iyileşmeleri… Kendimi ihmal etmişim. Kalbimin kıyısına kimse yanaşmasın diye duvarlar örmüşüm. Ama yine de kırılmışım. Kimse duymasa da canım yanmış, kimse bilmeden içimde haykırmışım. Ve ne tuhaf… Bunca fırtınanın arasında, bir kelebeğin kanadında buldum sükûneti.
O kelebeğin kanatlarında rüzgâr değil, yaşam vardı. Ve bana şunu hatırlattı: En büyük cesaret, bazen hiçbir şey olmamış gibi gülümsemekte değil; hiçbir şey yolunda değilken hâlâ ayakta kalabilmekte saklıdır.
Kelebek uçup gitti. Ama bende bir şey kaldı. Belki biraz umut, belki biraz kabul… Belki de en çok, kendime sarılma ihtiyacı.
Çünkü bazen, bir kelebek bile insana kendini anlatır. Sessizce, zarifçe… Kalbin tam ortasından.