Haziran yavaş yavaş vedasını ederken, takvim yaprakları bir Temmuz sabahına daha uyanıyor. Bu yılın Temmuz’u başka… 2025’in sıcakları sadece meteorolojik değil; toplumsal, ekonomik ve ruhsal anlamda da üzerimize çöküyor.
Sokakta yürürken insanların yüzünde bir yorgunluk, gözlerinde “daha ne olabilir ki?” sorusu var. Ekonomik krizler, seçim sonrası belirsizlikler, güven duygusunun giderek erimesi… Bir Temmuz sabahı, bir ülkenin iç çekişi gibi ağırlaşıyor.
Ama yine de Temmuz demek umut demek. Tarla demek, deniz demek, güneşin altında hâlâ çocuk kahkahası demek. Her ne kadar içinde bulunduğumuz şartlar boğucu olsa da; Temmuz, bu ülkenin en güzel mevsimini hatırlatır.
2025 Temmuz’u da geçecek. Belki kolay değil, belki sabır gerektiriyor. Ama unutmamamız gereken bir şey var: Bu ülke her Temmuz’da sıcağa dayanmayı, bu halk da her Temmuz’da yeniden ayağa kalkmayı öğrendi.
Umarım bu Temmuz, yeni başlangıçlara ve hak edilen adalete açılan bir kapı olur. Ve umarım artık hiçbir çocuk, hiçbir kadın, hiçbir emekçi bu ülkede yalnız hissetmez.
Güzel günlerin Temmuz’u da olur, hep hatırlayalım.