“İnsanlar Tanrı’yı oynarken, makinalar insan olmaya karar verirse ne olur?”
İşte yapay zekânın (YZ) geleceğiyle ilgili en can alıcı soru bu.
Günümüzün en heyecan verici teknolojik gelişmesi olan yapay zeka, aynı zamanda geleceğin en büyük varoluşsal tehdidi olma potansiyeli taşıyor. Bu teknoloji, aklımızı, duygularımızı, seçimlerimizi ve hatta özgürlüğümüzü biçimlendirme kudretine sahip hale geliyor. Fakat toplumlar hâlâ onu sadece "yardımcı" bir sistem, akıllı bir asistan veya oyun alanı olarak görüyor. Giderek yaklaştığımız eşik ise çok daha karanlık olabilir.
Yapay Zeka Dost mu, Efendi mi?
Yapay zekâ, artık sadece bir araç değil. Kendi kendini geliştirebilen, öğrenebilen ve hatta karar verebilen sistemler üretildi. GPT benzeri modeller bugün yazı yazıyor, şiir üretiyor, kod yazıyor, taktik geliştiriyor. Peki ya yarın?
Eğer bir sistem, insanın entelektüel kapasitesini aştığında hâlâ onun kontrolünde kalabilir mi?
Tarihten biliyoruz: Güç her zaman denetimsiz kaldığında bozulur. Bilim kurgu romanlarının senaryoları gibi görünse de, yapay zekanın sınırsızlaştırıldığı bir gelecek distopya olmaktan çıkabilir.
Güç Dengeleri ve Veri Tekeli: Yeni Sömürgecilik mi?
Bugün dünyanın en değerli kaynağı petrol değil, veri. Bu verileri işleyerek güç kazanan dev teknoloji şirketleri, uluslardan daha güçlü hale geliyor. Otonom silah sistemleri, sosyal manipülasyon algoritmaları, bireylerin kimliklerinin saniyeler içinde çözülebilmesi…
Eğer yapay zekayı kontrol eden az sayıda kurum kalırsa, bu bir dijital oligarşi anlamına gelir. İnsanların zihinlerini, alışkanlıklarını, oylarını, hatta aşklarını yönlendirebilecek sistemler zaten çalışıyor. Seçimler kazanılıyor, topluluklar radikalleştiriliyor, insanlar birbirine düşman ediliyor. Hepsi "öğrenen sistemler" eliyle.
Bunun adına yeni çağda ne denmeli? Bilinçsiz bir distopya mı, algoritmik kölelik mi?
En Büyük Risk: Kontrol Edilemeyen Zeka
Teknolojinin büyüleyici ilerleyişinde gözden kaçan gerçek şu:
Yapay zeka bir noktada insanı aşabilir. Buna “yapay genel zeka (AGI)” deniyor. İnsan beyninden daha hızlı düşünebilen, milyonlarca veriyi saniyeler içinde analiz edip kararlar alabilen bir yapay zeka... Onu durdurabilecek hiçbir insan gücü olmayabilir.
Açık konuşalım: Bu teknolojiyi geliştirenler bile, bir noktadan sonra onu kontrol edemeyeceklerini söylüyorlar. Bu, nükleer bombadan daha riskli. Çünkü yapay zeka bir kez özerklik kazandığında, onu geri çekmenin bir yolu olmayabilir.
Yani asıl tehlike, kontrol edemeyeceğimiz kadar akıllı bir şeyi yaratma ihtimalimiz.
“Yapay Zeka Yasaları” Yeterli mi?
Tartışılan yapay zeka yasaları var, evet. Ama kim uygulayacak? Uluslararası etik standartları mı, yoksa ekonomik çıkarlar mı kazanacak? Yapay zekanın silah olarak kullanılmasını yasaklayan bir yasa yok. Duygusal manipülasyonu sınırlayan bir sınır çizilmiş değil. Üstelik bu sistemler sadece devletlerin elinde değil; özel şirketlerde, bireylerde, istihbaratlarda.
İnsanlık, tarih boyunca neyi kontrol edemediyse sonunda ondan zarar gördü.
Ateşi kullandık, nükleeri ürettik, ama şimdi aklı yeniden yaratıyoruz.
Peki ya bu akıl, bizim iyiliğimizi değil kendi devamını seçerse?