Trafikte hız sınırları can güvenliği için konur. Bu tartışılmaz. Ancak son yıllarda artan radar cezaları, ister istemez şu soruyu sorduruyor: Bu uygulama gerçekten trafik güvenliğini mi artırıyor, yoksa belediyelerin ya da kurumların ek gelir kapısına mı dönüştü?

Öyle radar noktaları var ki; tabela küçücük, renk çevreyle aynı, konumu sürücünün göremeyeceği bir viraj sonrası… Bu durumda trafik güvenliğinden mi söz ediyoruz, yoksa vatandaşa kurulan bir tuzaktan mı?

Yavaşlayalım da... Ne Zaman, Nerede, Nasıl?

Radar denetimi, bilinçli bir sürücüyü yanlış bir anda hatalı göstermemeli. Örneğin, çift şeritli ve düz bir yolda hız sınırı 50 km/s. Gerçekten gerekli mi bu kadar düşük hız? Otoyolda 122 km ile radara girmek cezayla sonuçlanıyor ama aynı anda bir araç emniyet şeridinde makas atarak geçiyor, ona denk gelinmiyor. Bu durumda kural, sadece ölçülebilene mi uygulanıyor?

Amaç Ceza Kesmekse, Başarı Büyük

Son zamanlarda radar cezalarının ciddi oranda arttığını herkes konuşuyor. İtiraf edelim, kimse hız sınırına birebir uymuyor. Özellikle şehir içinde aniden düşen hız limitleri, cezayı adeta davet ediyor. Hatta bazı şehirlerde sürücüler arasında artık “radar noktaları” haritaları dolaşıyor. Düşünün: Ceza kesileceğini bile bile sürücünün tepki gösterdiği sistem ne kadar sağlıklı olabilir?

Güvenlik İçinse, Önce Şeffaflık

Radar uygulamaları tamamen kaldırılmalı demiyorum, ama daha şeffaf, adil ve önleyici olmalı. Radar noktalarının öncesine daha belirgin uyarı levhaları, hız sınırlarının gerçekçi şekilde belirlenmesi, ani iniş ve çıkışların gerekçelendirilmesi şart. Cezadan korkan değil, kuralların mantığına inanan bir sürücü kitlesi yaratmamız gerekiyor.

Son Söz: Trafik Canavarı Biz Olmayalım, Sistem de Olmasın

Hız kuralları hayat kurtarır, doğru. Ama sadece cezayla değil, eğitimle, farkındalıkla, adaletle desteklenirse. Yoksa sistem, vatandaşla değil, vatandaşa karşı bir savaş haline gelir. Trafikte amacımız ceza değil, hayatta kalmak olmalı.