Her yıl Mayıs ayının ikinci pazarında takvimde kocaman harflerle yazmasak da içimizde yankılanan bir gün var: Anneler Günü. Çiçekçiler kapı önlerinde bekler, alışveriş merkezleri “annelere özel” kampanyalar düzenler, sosyal medyada binlerce sevgi dolu mesaj dolaşır. Ama tüm bunların ötesinde bir gerçek var: Bir gün hiçbir anneye yetmez.
Annelik, sadece doğurmakla başlayan bir hikâye değil; büyütmekle, bağışlamakla, beklemekle, sabırla örülmüş bir destandır. Bir annenin hayatı, çocuğu doğduğu anda ikiye bölünür. Kendini ikinci sıraya koyar. Önce çocuk doysun, önce çocuk gülsün, önce çocuk iyi olsun… Belki de bu yüzden anne kelimesi, bütün dillerde sevgiye en çok benzeyen sözcüktür.
Bugün annesini kaybedenler için içi biraz buruk bir gün. Annesine sarılamayanlar, “keşke”lerle yaşayanlar için biraz ağır. Hayatta olan annelerimize doya doya sevgimizi söyleyebiliyorsak, şanslıyız. Çünkü çoğu zaman o kadar gündelik telaşın içine sıkışıyoruz ki, “Seni seviyorum” demeye bile vakit bulamıyoruz.
Anneler Günü elbette bir hediye günü değil. Bir teşekkür, bir farkındalık, bir özür günü belki. Bugüne kadar söyleyemediğimiz her şey için bir vesile. “Beni affet anne.” “Seni ihmal ettim anne.” “Sana yeterince zaman ayıramadım anne.” Ve en çok da: “Seni çok seviyorum anne.”
Bu yıl, alışveriş listelerine değil, kalbimize bakalım. Annemize hediye alamasak da bir fincan çay demleyip birlikte içelim. Yanında oturalım. Dinleyelim. Belki çocukluğumuzdan bir anıyı anlatalım. Çünkü bir annenin en büyük hediyesi, evladının sesini duymaktır.
Ve unutmadan: Sadece doğuran değil, büyüten, koruyan, kollayan, emek veren tüm kadınların Anneler Günü kutlu olsun. Çünkü annelik bir yürek meselesidir, sadece biyolojik bir bağ değil.
Bir gün değil, her gün hatırlanmayı hak eden kahramanlara selam olsun…