Güneşin doğuşuyla başlayan, gün batımıyla bitmeyen bir meslek vardır: Çiftçilik. Tohumu toprağa emanet eden, yağmuru umutla bekleyen, ürününü rüzgâra karşı koruyan o insanlar… Yani çiftçiler. Onlar, sessiz kahramanlar. Fakat ne yazık ki bugün, bu kutsal meslek her geçen gün biraz daha yalnızlaşıyor.

Türkiye gibi tarım potansiyeli yüksek bir ülkede, köylerin giderek boşalması, genç nüfusun toprağa değil teknolojiye yönelmesi düşündürücü. Çünkü çiftçilik sadece ürün yetiştirmek değildir; aynı zamanda kültür, gelenek ve bağımsızlık meselesidir.

Köylü Milletin Efendisiydi, Şimdi Borçlusu Oldu

Mustafa Kemal Atatürk, “Köylü milletin efendisidir” dediğinde, üretimin ve emeğin gücüne işaret etmişti. Ancak bugün gelinen noktada çiftçiler artan girdi maliyetleri, düşük alım fiyatları, desteklerin yetersizliği ve pazarlama sorunlarıyla boğuşuyor. Mazot, gübre, yem, ilaç fiyatları fırlarken; tarladan çıkan ürün, çiftçinin cebine neredeyse masrafı bile karşılayacak kadar para bırakmıyor. Üretmek değil, artık dayanmak mesele haline geldi.

Toprak Yaşlanıyor, Gençler Uzaklaşıyor

Tarımın bir diğer kritik sorunu da nesil devri. Gençler, köyü bir umut değil, çıkmaz sokak olarak görüyor. Çünkü kırsalda ne sosyal imkânlar ne ekonomik gelir ne de yaşam standardı şehirle yarışabilecek düzeyde. Oysa bu insanlar desteklense, tarım teşvik edilse, modern yöntemlerle birleştirilmiş bir üretim modeli geliştirilse, hem genç nüfus köyde kalır hem de üretim sürdürülebilir hale gelir.

Doğayla Barışık Üretim: Sadece Karnımızı Doyurmuyor

Çiftçilik sadece ekonomik değil, aynı zamanda ekolojik bir faaliyettir. Toprağa sahip çıkan çiftçi, doğayı da korur. Ancak plansız tarım politikaları, bilinçsiz kimyasal kullanımı ve büyük ölçekli tarım tekelleri, doğal dengenin bozulmasına neden oluyor. Sürdürülebilir tarım ve yerel tohum politikaları artık sadece birer ideal değil, bir zorunluluk haline geldi.

Köyler Direniyor, Ama Ne Kadar?

Bugün hâlâ üretim yapmaya çalışan on binlerce çiftçi, zorluklara rağmen umudunu kaybetmeden toprağına sahip çıkmaya çalışıyor. Fakat bu çaba, sistematik destekle buluşmadığı sürece bir noktada tükenmeye mahkûm. Tarım sadece çiftçiyi değil, 85 milyonluk bir ülkeyi doyuruyor. Bu yüzden çiftçilik, yalnızca bir meslek değil, bir milli güvenlik meselesidir.

Toprakla bağımızı kaybedersek, sadece üretimi değil; kültürümüzü, bağımsızlığımızı ve geleceğimizi de kaybederiz. Şehirlerde market raflarını dolduran her ürünün arkasında, bir köy evinin kapısı gün doğmadan açılıyor. Ve o kapıların kapanmaması için, çiftçiliği yeniden değerli kılmamız gerekiyor.