Her insanın bir ayı vardır. Bazıları eylül serinliğinde yeniden doğar, bazıları nisan yağmurunda umutlanır. Benim ayım temmuz. Ne zaman takvim bu aya dönse, içimde açıklayamadığım bir kıpırtı başlar.
Belki çocukken geçirdiğim o tatil sabahlarının kokusu hâlâ burnumda… Belki de hayatımın en büyük dönüm noktaları hep bir temmuz sabahında geldi.
Bir temmuz günüydü, kendimle ilk yüzleşmemi yaşadığımda. Cesaret edemediğim ne varsa masaya koydum. Kaçmak yerine kabul etmeyi seçtiğimde hayatımın yönü değişti. Şans o gün “hazır olana” geldi. Çünkü şans, çoğu zaman bir fırsat değil, bir karar anıdır.
Temmuz benim için sadece sıcak günlerin değil, içsel devrimlerin de ayı oldu. Bazen bir iş teklifi, bazen bir ayrılık, bazen de büyük bir başlangıç… Ama hepsinin ortak noktası şu: Temmuz bana hep hak ettiğimi değil, hazır olduğumu verdi.
Şanslı aylar doğmaz. Biz onları kendimiz yaratırız. Tesadüf sandıklarımızın ardında, zamanla kurduğumuz niyet köprüleri yatar. O yüzden her temmuz geldiğinde kendime şu soruyu sorarım: “Hazır mısın?”
Ve eğer cevabım evetse, temmuz yine benim ayım olur.
Şansa inanmak güzel. Ama ondan daha güzeli, kendine inanmak. Temmuz belki de bu yüzden hep bana yarıyor…