Bugün sabah kalktığınızda ilk neye dokundunuz? Alarm çalan cep telefonunuza mı? Sosyal medyaya mı göz attınız? Belki de akıllı saatiniz uyku kalitenizi analiz etti bile… Gözümüzü açtığımız andan kapatana kadar teknoloji, yaşamımızın her hücresine nüfuz etmiş durumda.
Teknoloji sayesinde hayat kolaylaştı, hızlandı, renklendi. Ancak bir yandan da başka bir soru giderek daha çok yankılanıyor: Bu kadar konforun bedeli nedir?
Sizi Tanıyan Ekranlar
Telefonlarımız, yalnızca rehberimizi ya da fotoğraflarımızı değil, artık bizi bizden iyi tanıyor. Ne izlediğimizi, neye güldüğümüzü, neye tepki verdiğimizi, hangi saatlerde uyuduğumuzu, kime ne yazdığımızı biliyor. Yapay zeka destekli algoritmalar davranışlarımızı analiz ederek bize özel içerikler sunuyor. Bu ne kadar harika görünse de, aslında “özgür irade” dediğimiz şeyin dijital pencereden yeniden tanımlandığını da gösteriyor.
Yapay Zeka: Uçurum mu, Kurtuluş mu?
Yapay zeka artık hayatın hemen her alanında. Sağlıkta erken teşhis, tarımda verimlilik, eğitimde kişiselleştirilmiş öğrenme... Ancak aynı yapay zekâ; işsizliği artıran, sosyal etkileşimi baltalayan, hatta toplumları manipüle edebilen bir araca da dönüşebiliyor.
Örneğin; “deepfake” teknolojileriyle bir devlet liderinin sahte bir açıklaması üretilebilir ve bu birkaç dakika içinde dünya çapında kriz yaratabilir. Bu, artık bir bilim kurgu senaryosu değil. Gerçek.
“Veri” Yeni Petrol mü?
Veriler artık sadece dijital atık değil, ekonomik silah. Şirketler sadece ürün değil, insan davranışı da pazarlıyor. Siz internette bir ayakkabıya baktığınızda, sadece o ayakkabı değil, siz de satılıyorsunuz. Dikkatiniz, tercihleriniz, kişiliğiniz… Tümü dijital bir ekonominin parçası haline geldi.
Peki Çözüm Ne?
Teknolojiden vazgeçmek imkânsız ve gereksiz. Ancak teknolojiye tamamen teslim olmak da tehlikeli. Önemli olan, dijital farkındalık geliştirmek. Hangi uygulama neye erişiyor, hangi cihaz bizi nasıl izliyor, bu sorular artık lüks değil, ihtiyaç.
Teknolojiyi bilinçle kullanan bireyler, geleceği şekillendirecek. Eğitimde, hukukta, siyaset ve ahlakta teknolojik gelişmelere uygun normlar üretmek artık kaçınılmaz.
Son Söz
Konforun ve hızın büyüsüne kapılıp kontrolü kaybetmeyelim. Teknoloji, bizi yönetmeden önce biz onu yönetmeyi öğrenmek zorundayız. Aksi halde elimizdeki cihazlar sadece araç değil, efendimiz olur. Ve bu senaryoda kaybeden yalnızca birey değil, tüm insanlık olur.