Yılın belli zamanlarında takvim yaprakları sadece zamanı değil, ruhlarımızı da yeniler. Kurban Bayramı da işte böyle günlerden biri. Günlük koşuşturmalarda unuttuğumuz birçok değeri, bu bayram vesilesiyle yeniden hatırlarız: Paylaşmayı, dayanışmayı, komşuluğu, büyükleri ziyaret etmeyi, küçüklere sevgi göstermeyi…
Kurban Bayramı’nın özü, aslında adını aldığı “kurban”dan çok daha büyük. Bu bayramda kesilen hayvanlar; yalnızca bir dini vecibenin yerine getirilmesi değil, aynı zamanda ihtiyaç sahipleriyle bir lokmayı paylaşmanın, elindekini bölüşmenin simgesidir.
Bugün metropollerde kurban kesmek belki sadece bir randevu, bir vekâlet ve ardından gelen birkaç fotoğraf paylaşımıyla sınırlı gibi görünse de Anadolu’nun dört bir yanında hâlâ sofralara bereket, yüzlere tebessüm, hanelere umut olarak taşınıyor bu ibadet.
Bir çocuk, belki hayatında ilk kez eti bu bayramda tatıyor.
Bir yaşlı, kapısının çalınmasını bu bayramla bekliyor.
Bir işsiz baba, evine gelen et poşetini utangaç bir mahcubiyetle kabul ediyor ama çocuklarının gözündeki ışıltıyla başını yeniden dik tutuyor.
Kurban Bayramı aynı zamanda bir sınavdır.
Ne kadar paylaşabiliyoruz?
Sadece et mi paylaşıyoruz yoksa sevgimizi, zamanımızı, ilgimizi de paylaşabiliyor muyuz?
Kurban, “yaklaşmak” demektir. Biz bu bayramda yalnızca Allah’a değil, birbirimize de yaklaşmayı başarabiliyor muyuz?
Bu soruların cevabı, aslında her bayramda kendimizi tarttığımız terazinin ayarıdır.
Kimi zaman hayatın sert rüzgârlarında savrulurken, bayramlar bize bir sığınak olur. Hatırlatır: İnsan olduğumuzu, yalnız olmadığımızı, bir arada daha güçlü, daha güzel olduğumuzu… Kurban Bayramı da işte böyle bir hatırlatma mektubudur. Postacısı da kimi zaman bir kurban eti, kimi zaman anne elinden çıkmış bir bayram kahvaltısı, kimi zaman bayram sabahı çalan bir telefon olabilir.
Bayramı sadece "tatil" olarak değil, tahlil olarak da görmeliyiz. Hayatımıza, insanlığımıza, vicdanımıza dair bir iç muhasebe.
Bu Kurban Bayramı’nda bir kurban kesiyorsak, bir gönül de kazanabiliyor muyuz?
Bayramlık giymemiş bir çocuğu sevindirebiliyor muyuz?
Unuttuğumuz bir dostu arayıp hatırlayabiliyor muyuz?
Ve en önemlisi, kendimizi bile affedemediğimiz şeyler için başkasını affedebiliyor muyuz?
Tüm bu sorulara “evet” cevabı verebildiğimizde, işte o zaman bayram gerçek anlamını buluyor.
Hepimize, gerçek anlamıyla yaşanmış bir bayram diliyorum.
Paylaşmanın, affetmenin, dua etmenin ve hatırlamanın bayramı…
Kurban Bayramımız mübarek olsun.