2025 yılının ortasındayız. Ekonomi cephesinde artık pembe tablolar çizmekle gerçekleri konuşmak arasındaki çizgi iyice kalınlaştı. Doların 35 lirayı aştığı, enflasyonun yeniden üç haneli rakamlarla tehdit ettiği bir Türkiye manzarası var önümüzde. Peki, bu noktaya nasıl geldik ve en önemlisi, buradan çıkış mümkün mü?
Geçmişin Hataları, Bugünün Bedeli
Türkiye ekonomisi son 20 yılda birçok kırılma yaşadı. 2018 sonrası hızlanan kur şokları, faiz politikalarındaki ısrarcı düşük seyir ve 2023 seçim sürecinde popülist harcamalar; kamu maliyesinde önemli delikler açtı. 2024 yılında Mehmet Şimşek yönetimindeki ekonomi yönetimiyle başlayan “rasyonel zemine dönüş” söylemleri umut vericiydi ancak geç kalınmıştı. Merkez Bankası faizleri hızla artırsa da enflasyonu kalıcı olarak dizginlemekte zorlandı.
2025: Faiz, Enflasyon, İşsizlik Üçgeninde Sıkışan Vatandaş
2025 itibariyle faiz oranları yüzde 50’nin üzerinde seyrediyor. Bu durum krediye erişimi zorlaştırırken, özellikle KOBİ'ler için ciddi bir daralma anlamına geliyor. Öte yandan, enflasyonun TÜİK’e göre %78, ENAG’a göre %119 düzeyinde olması halkın alım gücünü eritmeye devam ediyor.
En dramatik tablo ise genç işsizlikte. Üniversite mezunu gençler ya işsiz ya da asgari ücretin biraz üzerinde özel sektör köleliği ile boğuşuyor. İyi eğitimli beyinler ise yurtdışına kapağı atmanın yollarını arıyor.
Dış Borç ve Güvensizlik Kapanı
Türkiye’nin dış borcu 500 milyar dolar sınırına dayandı. Kısa vadeli borç çevriminde yaşanan zorluklar, risk primini artırıyor. CDS'ler 700 puan seviyelerinde seyrediyor. Yabancı sermaye “sıcak para” ile sınırlı, doğrudan yatırımlar neredeyse durmuş durumda. Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı gibi yapısal alanlarda iyileşme olmayınca, uluslararası yatırımcı Türkiye’ye yalnızca “yüksek getiri – yüksek risk” perspektifiyle bakıyor.
Tarım, Enerji, Barınma: Derinleşen Krizler
2025’te en çok konuşulan başlıklardan biri de barınma krizi. Kiralar büyükşehirlerde asgari ücretin 2 katına ulaştı. TOKİ ve belediye projeleri talebi karşılamaktan uzak.
Tarım alanında ise ithalata dayalı politika sürdükçe, yerli üretici küstürüldü. Mazot, gübre, yem ve tohum fiyatları üreticinin belini bükmeye devam ediyor.
Enerji maliyetleri, sanayide üretim daralmasına yol açıyor. Güneş ve rüzgâr yatırımları yavaş ilerliyor, doğalgaz bağımlılığı sürüyor.
Toplumsal Yorgunluk ve Sessiz Çığlık
Tüm bu gelişmeler, toplumda ekonomik yorgunlukla birlikte psikolojik bir çöküşü de tetikliyor. Umutsuzluk, borçluluk, geçim kaygısı; gençleri ve aileleri kırılma noktasına getiriyor. Ekonomik sorunlar artık sadece ekonomik değil; sosyal bir krize dönüşmüş durumda.
Çıkış Var mı? Evet Ama...
Elbette bu tablo kader değil. Ancak çıkış, cesur reformlar ve kararlı bir irade gerektiriyor. Şeffaflık, hukuk devleti, liyakatli kadrolar ve uzun vadeli planlama... Eğer bu adımlar atılmazsa, Türkiye 2025 yalnızca bir durak değil, uzun bir tünelin başlangıcı olabilir.
Son söz:
2025’in ekonomik tablosu bize şunu öğretiyor: Para politikasıyla günü kurtarmak mümkün olabilir, ama geleceği inşa etmek için adalet, eğitim ve üretim politikalarını da topyekûn değiştirmek şart.