Ortadoğu… İnsanlığın doğduğu ama bir türlü huzuru bulamadığı kadim coğrafya. Tarihi boyunca medeniyetlerin beşiği olan bu topraklar, son yüzyılda ise sadece savaş, yıkım ve gözyaşıyla anılıyor. Son günlerde ise gündem, Ortadoğu’nun iki büyük aktörü olan İsrail ile İran arasındaki derinleşen gerilim. Bu gerilim artık diplomatik sınırların ötesine geçmiş, savaşın ayak sesleri duyulmaya başlamıştır.
Kronikleşmiş Düşmanlık
İsrail ile İran arasındaki husumet, yeni değil. İran’daki İslam Devrimi’nden (1979) bu yana her iki ülke birbirini bölgedeki varlığı açısından tehdit olarak görüyor. İran, İsrail’i “meşruiyetsiz bir işgal devleti” olarak tanımlarken; İsrail ise İran’ı “varlığına yönelik en büyük tehdit” olarak görüyor.
İsrail’in hava saldırılarıyla Suriye’deki İran üslerini vurması, İran’ın vekil güçleri eliyle Hizbullah ve Hamas’a sağladığı lojistik destek; bu gerilimin sadece söylem düzeyinde kalmadığını, sahada da çatışmalara dönüştüğünü gösteriyor.
Gölge Savaşlardan Açık Çatışmaya mı?
Son aylarda yaşananlar, artık “gölge savaş” tanımının ötesine geçmiş durumda. İran’da nükleer bilim insanlarının suikaste uğraması, Natanz nükleer tesisinde yaşanan sabotajlar ve buna karşılık İran’ın Körfez’deki İsrail bağlantılı gemilere saldırması, savaşın doğrudan değilse de dolaylı olarak sürdüğünü gösteriyor.
Ancak son günlerde İsrail’in, İran topraklarına yakın bölgelerdeki askeri faaliyetleri artırması; İran’ın da buna karşılık Basra Körfezi’nde füze tatbikatları yapması, her iki tarafın artık fiili bir savaşa hazırlandığına işaret ediyor.
Savaşın Bedelini Kim Öder?
Bu sorunun yanıtı net: Halklar.
İran halkı, yıllardır ekonomik ambargolar ve iç baskılar altında. İsrail halkı ise sürekli bir güvenlik kaygısıyla yaşıyor. Eğer bu gerilim tam kapsamlı bir savaşa dönüşürse, kazanan olmayacak. Sadece daha fazla kan, daha fazla göç, daha fazla yıkım olacak. Savaşlar, liderlerin kararlarıyla başlar ama bedelini çocuklar, siviller, masumlar öder.
Büyük Güçler: Yangına Su mu, Benzin mi?
Bu denklemde ABD ve Rusya gibi küresel aktörler de yer almakta. İsrail’in en büyük müttefiki olan ABD, bugüne kadar Tel Aviv’e diplomatik, askeri ve ekonomik her alanda tam destek verdi. İran ise Rusya ve Çin ile stratejik ortaklıklar kurarak Batı karşısında kendine alan açmaya çalışıyor.
Büyük güçlerin Ortadoğu üzerindeki çıkar hesapları, İsrail-İran çatışmasını durdurmak yerine derinleştiriyor. Barış için çaba harcamak yerine, silah satan, enerji kaynaklarına göz diken bu aktörler, bölgeyi istikrarsızlığa sürüklüyor.
Barış Mümkün mü?
Evet, barış her zaman mümkündür. Ancak bunun için önce liderlerin egolarından, devletlerin yayılmacı hesaplarından, halkları düşmanlaştıran propagandalardan vazgeçmesi gerekir. Diplomasi hala devreye sokulabilir. Aracılar, uluslararası kuruluşlar ve bölge ülkeleri bu çatışmayı önleyebilir. Ama zaman daralıyor. Her geçen gün bir umut daha sönüyor.
Son Sözüm
Ortadoğu bir kez daha tarihsel kırılmanın eşiğinde. İsrail ile İran arasında çıkacak olası bir savaş, sadece bu iki ülkeyi değil; tüm bölgeyi ve hatta dünyayı etkiler. Bugün sağduyu kazanmazsa, yarın insanlık yine kaybeder.
Barut fıçısının fitili çoktan ateşlendi. Şimdi mesele, o fitili kimlerin söndüreceği.